Enflasyonla Mücadele 3. Yılında Toplumsal Fatura Ağırlaşıyor
- 2023 ortasında başlayan enflasyonla mücadele programı üçüncü yılını doldurdu.
- Enflasyon hâlâ yüzde 30'larda; yıl sonunda yüzde 28-30 aralığında bekleniyor.
- Dar gelirliler, KOBİ'ler ve üreticiler artan yoksullaşma ve kredi sıkıntısıyla karşı karşıya.
- Asgari ücret 28 bin TL'ye, dört kişilik ailenin açlık sınırı ise 36 bin TL'ye ulaştı.
- Ekonomi yönetimine güven kaybolurken, piyasaların gevşetilmesi talepleri artıyor.
2023 yılı ortasında başlayan enflasyonla mücadele programı üçüncü yılını doldurdu. Görece finansal istikrar sağlanmış olsa da bu sürecin toplumsal faturası her geçen gün ağırlaşıyor. Dar gelirliler, KOBİ'ler ve üreticiler artan yoksullaşma ve kredi sıkıntısıyla boğuşuyor.
Programın Üç Yılı
2023 Haziran'ındaki genel seçimlerin ardından göreve gelen Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, önceki ekonomi bakanlarına kıyasla piyasalara güven veren bir isim oldu. Şimşek, kendinden önce uygulanan politikaların yarattığı ekonomik krize gidiş tehlikesini durdurmayı başardı. Ancak oluşan güvensizliği tam anlamıyla gideremedi ve ekonomik istikrarı kazanmak için düşündüğü önlemleri uygulamaya koyamadı.
Enflasyon yüzde 30'lardayken göreve başlayan Şimşek, biriken riskleri temizlemek için kurların hızlı çıkmasına izin verdi. Bu durum enflasyonu 2023 sonunda yüzde 65'in üzerine taşıdı. Ardından sıkı politikalar devreye girmesi gerekirken yerel seçimler, deprem ve EYT gibi geçmiş seçim harcamalarının yükü etkili oldu. Enflasyonu düşürme çabaları istenilen sonucu vermedi. Şimşek, "yaşanan büyük krizlere rağmen enflasyonla mücadelenin devam ettiğini" söylüyor ancak bu mücadelenin gerçekliğine katılanların sayısı oldukça az.
Bu yıl sonunda enflasyonun yüzde 28-30 aralığında kalması bekleniyor. Önümüzdeki yıl olmasa bile en geç 2028 ilkbaharında yeniden seçim olacağı düşünüldüğünde, uzun süredir hedeflenen tek haneli enflasyona mevcut AKP iktidarında ulaşılması artık imkansız görünüyor.
Yoksullaşma Büyüyor
Bu süreçte bütçe disiplini sağlandı, cari açık makul seviyelere indi, CDS oranları düştü, rezervler arttı ve finansal istikrar elde edildi. Ancak bu istikrarı sağlamak için uygulanan tedbirlerin olumsuz yan etkileri artık dayanılmaz boyutlara ulaşıyor.
Emekliler, asgari ücretliler gibi dar ve sabit gelirlilerin durumu üç yıldır ağırlaşarak devam ederken, artık KOBİ'ler başta olmak üzere üretici kesimler de ciddi tehditlerle karşı karşıya. Sanayi üretiminin ekonomideki payı gerilerken, yüksek faiz ve düşük kur politikası büyük tasarruf sahiplerine ve yabancılara gelir transferini hızlandırdı.
Faiz ve Kredi Kıskacı
Politika faizi yüzde 37 iken fiili faiz oranı hâlâ yüzde 40 seviyesinde. Rezerv biriktirmeye devam eden Merkez Bankası, aldığı rezerv karşılığında piyasaya çıkan fazla likiditeyi yüzde 40'tan geri çekmeye çalışıyor. Düşürülemeyen enflasyon nedeniyle faizlerin yüksek kalması ve Merkez Bankası'nın kredi kısıtları, işletmelerin fon bulmasını zorlaştırıyor. Fon bulabilenler ise yüzde 55-60 gibi yüksek faiz oranlarına katlanmak zorunda kalıyor.
Biriken bu sorunlar, şikayetlerin büyümesine yol açıyor. Buna karşılık enflasyonun düşeceğine yönelik güven bir türlü oluşturulamıyor. Yabancı yatırımcıların, faizlerin yüksek kalacağı beklentisiyle bir süre daha sıcak para girişini sürdüreceği öngörülüyor. Ancak bu finansal iklim, içerideki vatandaşları ve işletmeleri iyiden iyiye rahatsız ediyor.
Güven Kaybı ve Gelecek
Merkez Bankası, "Temmuz ayındaki yüksek fiyat artışlarının geçici olduğunu" savunuyor; ancak ağustos ayı öncü rakamları da yüksek görünüyor. Yüzde 2'nin üzerinde aylık enflasyon beklenirken, eşel mobil sistemiyle sağlanan vergi desteğinin sona ermesi ve gıda fiyatlarındaki küresel artış beklentisi, geleceğe dair umut vermiyor.
Üç yıllık programın sonunda, mücadele edildiği söylenen enflasyon yüzde 30'larda takılmış durumda. Büyümenin ise yüzde 3 veya altına inebileceği konuşuluyor. 28 bin TL'lik asgari ücret, yılın ilk ayında eksiye geçti. Temmuz itibarıyla dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 36 bin TL'ye ulaştı. KOBİ ve sanayi işletmelerindeki sıkıntılar ve kredilerdeki batık sorunları her geçen gün daha görünür hale geliyor.
Ekonomi yönetimi, enflasyonla mücadelenin sürdüğünü belirtse de başarıya ulaşılacağına dair güven neredeyse tamamen kayboldu. Bu nedenle "enflasyonla mücadele yerine piyasaların gevşetilmesi" yönündeki talepler hızla artıyor.
Türkiye'nin, başlayan kritik küresel siyasi ve ekonomik değişim sürecine hazırlıksız yakalandığı açık. Bu koşullarda ülkenin geleceğini güvence altına alacak yeni bir başarı hikayesi yazmak çok zor görünüyor. Mevcut koşullar bir an önce düzeltilmezse, hayat koşullarına bağlı toplumsal rahatsızlıkların daha da artması kaçınılmaz olacak.
Okuyucu Değerlendirmesi
Bu haber hakkındaki düşüncelerinizi ve analizlerinizi paylaşın. Görüşleriniz diğer okurlara rehberlik eder.
Haber Size Ne Hissettirdi?
İçerik Analizi
Haberin kalitesini ve tarafsızlığını değerlendirin.