Kültür-Sanat

Afganistan'ın Görünmeyen Güzelliği Fotoğraflandı

14 Ağustos 2026 - 16:30 Yazar: Editör Masası
5 dk okuma 22
Afganistan'ın Görünmeyen Güzelliği Fotoğraflandı
Fotoğrafçı Daniel Malikyar, 'Afganistan' projesiyle ülkesinin savaş ve çatışma odaklı imajının ötesine geçerek bilinmeyen güzelliklerini, kültürünü ve insanlarını gözler önüne seriyor. Taliban'ın 15 Ağustos 2021'de yeniden iktidara gelmesinden önce ülkeyi baştan başa gezen Malikyar, kitap, belgesel ve sergiyle çok yönlü bir anlatı sunuyor.

On yıllardır dünya, Afganistan'ı yalnızca çatışma, kriz ve manşetler üzerinden tanıdı. Fotoğrafçı Daniel Malikyar, iddialı yeni kitabı Afganistan ile bu algıyı değiştirmeyi umuyor. Afgan mültecilerin Amerika Birleşik Devletleri'nde büyümüş oğlu olan Malikyar, Taliban'ın 15 Ağustos 2021'de yeniden iktidara gelmesinden önce ülkeyi baştan başa gezdi. Uzak toplulukları, gündelik ritüelleri ve uluslararası kamuoyunun nadiren gördüğü manzaraları belgeledi. Kendisiyle yapılan söyleşide hedefini şöyle açıkladı: "İnsanlar Afganistan'ı düşündüğünde sadece manşetleri hatırlıyor. Oysa bunun çok ötesinde bir dünya var."

Malikyar'ın fotoğrafları; gün doğumunda Kabil sokaklarındaki balon satıcılarından, kent çatılarında uçurtma uçuran çocuklara, Pamir Dağları'nda yak güden Kırgız ailelerden, ülkenin en ücra köşelerindeki kadın ve yaşlı portrelerine kadar uzanan bir yelpazede, Afganistan'ın güzelliğini, kültürünü ve direncini selamlıyor.

Röportaj

Kitabın yayımlanması öncesinde Malikyar'la atalarının yurduna yeniden kök salma yolculuğunu ve serideki en çarpıcı karelerin öyküsünü konuştuk.

Soru: Eserlerinizi bilmeyen okurlar için, Afganistan'la ilişkinizden ve projenin nasıl başladığından bahseder misiniz?

Yanıt: Elbette. Ailem aslen Afganistanlı ve anne babam, Sovyet işgalinden hemen önce, 1979'da Amerika Birleşik Devletleri'ne göç etti. Büyürken, evde her zaman kültürümüzün güzelliklerini gördüğüm ikili bir hayatım vardı; yemekler, müzik ve ailemin anlattığı hikayeler... Ancak dışarıda algı, manşetlerdeki anlatılarla şekilleniyordu. Bu iki dünya arasındaki boşluğu kapatma arzusu hep içimdeydi; sanki bir parçam eksikti. Bu proje, köklerimi daha iyi anlamak ve o eksik parçaları bulup belgelemek için bulduğum bir yol oldu. Fotoğrafların çoğu, çocukken akşam yemeklerindeki sohbetlerden ilham aldı. O anları görmek, tam anlamıyla bir geri dönüş, eve varış hissi yarattı.

Soru: Bu projeyi yapmak, Afgan kimliğinizle ilişkinizi nasıl değiştirdi? Aileniz için bu fotoğrafları görmek ne ifade etti?

Yanıt: Bu proje, aileme hem memleketimizle hem de çocukken kendilerinin de hiç gidemediği yerlerle yeniden bağ kurma fırsatı verdi. Nuristan gibi yerlere dair hikayeler duymuşlardı; onlar neredeyse efsanevi bir ildi. O yerleri fotoğraflarım aracılığıyla görmek onlar için çok anlamlıydı. Gündelik hayatı gördüklerinde yüzlerinin nasıl parladığını görebiliyordum. Fotoğrafları büyükannemle paylaşmak ve belgeselin anne babamla birlikte şekillenmesi, projenin en tatmin edici anlarından biriydi. Benim içinse o eksiklik hissi tamamen kayboldu. Kendimi daha bütün hissediyorum ve hem Afganistan'a hem de kendime bakışım olumlu yönde değişti. O deneyimleri fotoğraflar, kitap ve belgesel dizisi aracılığıyla yeniden yaşayabilmek, hayatımın en doyurucu deneyimi oldu.

Soru: En büyük ilham kaynaklarınızdan biri, ailenizi belgeleyen dedeniz Omar'dı. O arşivden sizinle kalan ne oldu?

Yanıt: Dedem Omar, çocukken hayranlık duyduğum ve çok yakın olduğum biriydi. Onu yılda yalnızca bir kez görebiliyordum; o Virginia'da yaşıyordu, ben ise Los Angeles'ta büyüdüm. Ziyaretleri belgelerdi ve gönderdiği kasetler ve filmler sayesinde onları onun bakış açısından yeniden yaşayabiliyordum. Bu, farkında olmadan elime fotoğraf makinesi alıp dünyayı belgelemem için bana ilham verdi. Bu projenin yukarıdan bizi izlerken onu çok mutlu ettiğini biliyorum.

Soru: Fotoğraflarınız çok samimi. Yeni tanıştığınız insanlarla bu güveni nasıl kuruyorsunuz?

Yanıt: Dünyanın neresinde olursam olayım, her şey güven üzerine kurulu ve güven kazanılması gereken bir şey. Çoğu zaman insanlarla oturup çay içmeden, niyetimi anlatmadan, Afgan olduğumu ve orada bir yabancı değil, onlarla bağı olan biri olarak bulunduğumu söylemeden fotoğraf makinemi çıkarmıyorum. Bu, insanların doğal kalmasını sağlıyor. Ortada bir ajanda ya da poz verme hali yok. Karelerin çoğu, insanların gündelik işlerini yaptığı uzak köylerde çekildi. Afgan halkını onurlu bir şekilde göstermek istedim; çocukları göz hizasından fotoğrafladım, tepeden bakmadım.

Soru: Afganistan'ı fotoğraflamayı diğer yerlerden farklı kılan neydi?

Yanıt: Afganistan, binlerce yıllık tarih ve kültüre sahip, pek çok etnik kökenden insanın yaşadığı bir ülke. Teknoloji ve küreselleşme çağında hiç görülmemiş gibi gelen yerler keşfetmek zorlaşıyor. Afganistan hâlâ anlatılmamış hikayelerin ve görülmeyi hak eden toplulukların olduğu ender yerlerden biri. Birçoğunun hayatında ilk kez fotoğraf makinesi gördüğü toplulukları ziyaret edip geleneklerini, kültürlerini ve gündelik yaşamlarının güzelliğini paylaşmak olağanüstü bir ayrıcalıktı.

Soru: İki bisikletlinin arkasında dev balon demetlerinin olduğu kareyi çok seviyorum. Bu fotoğrafın hikayesi nedir?

Yanıt: Fotoğrafın adı Omid. İngilizcede "hope", yani "umut" anlamına geliyor. Aynı zamanda küçük kardeşimin adı. Kare tamamen tesadüfen ortaya çıktı. Sabahın erken saatlerinde Kabil'den kırsal bir köye giderken taksideydim. Güneş doğmuştu ve uzakta dans eden devasa renk kümeleri gördüm; balon satıcılarıydı. Onlara Omid adını verdim çünkü umut yaydıklarına inanıyorum. Balonlar nostalji uyandırıyor. O sabah işe gidiyorlardı ve tüm balonlarıyla birlikte görülmeleri çok nadir; gün içinde satıp azaltıyorlar. O anı yakalayabildiğim için çok şanslıyım. En özel fotoğraflar size sunulur; hazır değilseniz kaybolup giderler.

Soru: Yak sağan genç kızın fotoğrafı nasıl çekildi?

Yanıt: Bu kare, dünyanın en yüksek yerleşimlerinden biri olan, deniz seviyesinden yaklaşık 4.000 metre yükseklikteki Pamir Dağları'nda çekildi. Oradaki Kırgız halkı göçebe; yılda üç ya da dört kez hayvanları için yer değiştiriyorlar. Yak sağmak, her sabah ve akşam yapılan günlük bir ritüel. Geçimleri büyük ölçüde bu hayvanlara bağlı. Sütleri yoğurt ve geleneksel bir yiyecek olan qurut yapımında kullanılıyor. Hayvanlar akşam bağlanmadan önce, Shargha'nın yakı sağdığı anı belgeleyebildiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum.

Soru: Bu projeyi hangi formatlarda sunuyorsunuz?

Yanıt: Hikayeyi tek bir mecradan anlatmak yerine birden çok formatı bir araya getirdim: bir sehpalık kitap, her bölümü kitaba denk gelen bir belgesel dizi ve sınırlı sayıda çerçeveli fotoğraf, film gösterimleri ile Afganistan'dan el yapımı antik eserlerin yer aldığı bir güzel sanatlar sergisi. İnsanların projenin dünyasına gerçekten girmesini istedim. Ayrıca tüm gelirlerin bir yüzdesi, Afganistan'da yeni bir görsel hikaye anlatıcıları kuşağı yetiştirilmesine ayrılacak; böylece Afganlar kendi hikayelerini kendi gözlerinden anlatabilecekler.

Okuyucu Değerlendirmesi

Bu haber hakkındaki düşüncelerinizi ve analizlerinizi paylaşın. Görüşleriniz diğer okurlara rehberlik eder.

Haber Size Ne Hissettirdi?

İçerik Analizi

Haberin kalitesini ve tarafsızlığını değerlendirin.

%0
%0
%0
%0
%0
%0

Bu haberle ilgili bir sorun mu fark ettiniz? Bildiriminiz yasal ve editoryal ekiplerimizce incelenecektir.

0 / 2000

Bildiriminiz gönderiliyor, lütfen bekleyin...