Tekirdağ Yerel Haberler

Ayça Aydoğan Söyleyemediklerini Şarkılarıyla Anlatacak

16 Ağustos 2026 - 01:25 Yazar: Editör Masası
5 dk okuma 11
Ayça Aydoğan Söyleyemediklerini Şarkılarıyla Anlatacak
Ayça Aydoğan, çocuk yaşta ailesinden ayrılarak müzik eğitimi aldı. Halk müziğinden operaya uzanan yolculuğunda tiyatroyla da buluşan sanatçı, yıllardır yazdığı şarkıları ilk kez dinleyiciyle paylaşmaya hazırlanıyor.

O bir şarkıcı, söz yazarı, besteci ve oyuncu... Ayça Aydoğan, geçen sezon Halide Edip Adıvar'ın hayatını anlatan bir tiyatro oyununda canlandırdığı Rabia karakteriyle büyük beğeni topladı. Hikayesinin merkezinde ise çocukluğundan beri süren müzik tutkusu yer alıyor.

Halk müziğiyle başlayan yolculuğu, Güzel Sanatlar Lisesi ve üniversitedeki şan eğitimiyle devam etti. Şimdi ise yıllardır defterlerinde biriktirdiği sözleri ve melodileri kendi adıyla dinleyiciyle buluşturmaya hazırlanıyor. Ayça Aydoğan ile kariyerinin dönüm noktalarını, sanata bakışını ve yeni projelerini konuştuk.

Müzikle Başlayan Yolculuk

Ayça Aydoğan, müzik kariyerindeki en önemli dönüm noktasını şu sözlerle anlatıyor:

"Çocukluğumda Türk halk müziği eğitimiyle başladım. Güzel Sanatlar Lisesi'nde hem halk müziği hem de sanat ve Batı müziği eğitimi aldım. Lise son sınıfta opera ve şanla tanıştım. Hedefim İstanbul Teknik Üniversitesi'ni kazanıp Türk halk müziği üzerine çalışmaktı. Bir yıldan fazla hazırlandım ancak istediğim sonucu alamadım. Büyük bir hayal kırıklığıydı. Ancak sonrasında opera ve şan yeniden karşıma çıktı ve ilk tanıştığımda hissettiğim heyecanı yeniden hissettim. Çok kısa bir hazırlık sürecinin ardından Yıldız Teknik Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Bölümü'nün sınavına girdim ve yüzlerce aday arasından kabul edilen üç kişiden biri oldum. O gün kariyerimin yönü tamamen değişti. Çok istediğim bir şeyin olmaması, beni hiç planlamadığım ama kendimi bambaşka bir şekilde keşfedeceğim bir yola çıkardı."

Ailesinden Ayrılarak Yatılı Okula Gitti

Sanatçı, müziğin peşinden giderken daha lise yıllarında ailesinden ayrıldığını söylüyor:

"Yıl 2008'di. Ortaokulda bir müzik öğretmenim çocuk korosu kurmuştu ve ben de o koroda solo şarkı söylemiştim. Müziğin içine girmek ve sahneye ilk kez çıkmak beni çok mutlu etmişti. Evde her an müzik olurdu. Ya annemin sesinden ya da dayılarımın, teyzelerimin sesinden duyardım. Babam alkışını eksik etmezdi. Müzik öğretmenim yeteneğimi görünce beni Güzel Sanatlar Lisesi'ne yönlendirdi. Ardından Edirne Güzel Sanatlar Lisesi'ne gitme sürecim başladı. Ev Tekirdağ'da, okul Edirne'deydi. Yaklaşık bir buçuk saat uzaklıkta olmasına rağmen ilk kez ailemden ayrı kalıyordum. Odada bambaşka yerlerden gelen dört kızız. Duygusal açıdan zor olsa da yatılı okul bana çok erken yaşta kendi ayaklarım üzerinde durmayı öğretti."

Farklı Sanat Dallarını Birleştiriyor

Ayça Aydoğan, o dönemde ilgi alanlarını şöyle anlatıyor:

"En büyük isteğim yeni şarkılar öğrenip şarkı söylemekti. Güzel Sanatlar Lisesi'nde dünyam genişledi. Piyanoyla tanıştım, ardından viyola geldi. Çok sevdim, hâlâ aramız iyidir ama sesimi kullanmak ve şarkı söylemek her zaman ayrı bir yerdeydi. Güzel Sanatlar'ın son yılında operaya ilgim arttı. Müziğin yanı sıra tiyatro ve sahne sanatlarının birçok alanını içinde barındırmasıydı. Yapmak istediğim pek çok şeyin aynı sahnede buluştuğunu gördüm. Üniversitede de bu alana yöneldim, Yıldız Teknik Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Bölümü'nü kazandım ve şan üzerine yoğunlaştım."

Söyleyemediklerim Artık Şarkılarımda

Sanatçı, yıllardır biriktirdiği şarkılarını ilk kez dinleyiciyle paylaşacağı için çok heyecanlı:

"Çok heyecanlıyım. Yıllar içinde çok sayıda şarkı birikti. Şimdi ise onları saklamak yerine dinleyiciyle paylaşacağım yeni bir döneme giriyorum. Söyleyemediklerimi ilk kez şarkılarımla anlatıyorum. Kimin hangi cümlede kendinden bir şey bulacağını, şarkının kimde nasıl bir duyguya dönüşeceğini merak ediyorum. En heyecan verici tarafı; benim söyleyemediklerimin, bir başkasının söyleyemediklerine dönüşmesi."

Şarkı söylemenin ve tiyatronun hayatındaki yeri hakkında ise şunları söylüyor:

"Şarkı söylerken dışarıdaki her şey bir süreliğine geri planda kalıyor. Sözün, melodinin ve o anın içinde başka bir yere geçiyorum. Kendimi en doğal ve en özgür hissettiğim yerlerden biri sahne. Bu yüzden müziğin bende her zaman çok başka bir yeri var. Tiyatroyla da aslında ortaokul yıllarında tanıştım. Bir dönem 'Tiyatro okuyacağım' dediğimi hatırlıyorum. Sonrasında müzik eğitimim ağır bastı ve yolum müzik üzerinden ilerledi. Yıllar sonra tiyatronun yeniden karşıma çıkması çok güzel bir karşılaşma oldu. Müzikten olduğu kadar, tiyatrodan da çok keyif alıyorum, bana kendimden tamamen farklı insanların dünyasına girebilme fırsatı veriyor. Hiçbir zaman olamayacağım bir insanı ya da benimsemeyeceğim bir bakış açısını bir karakter üzerinden anlamaya, içselleştirmeye ve yansıtmaya çalışmak benim için oyunculuğun en etkileyici taraflarından biri."

Rabia Karakteri ve Empati Vurgusu

Halide Edip Adıvar'ın hayatının anlatıldığı oyunda çarşaf giyen Rabia karakterini özellikle canlandırmak istediğini belirten Aydoğan, şu ifadeleri kullanıyor:

"Benim için oldukça öğretici oldu. Rabia bana uzak bir karakterdi; geçirdiği çocukluğu ve hayata bakışıyla... Oyunu okur okumaz senaryoyu kaleme alan Petek Kırboğa'ya 'Rabia'yı ben oynayacağım' dedim. 'Bak çarşaf giyeceksin' diyince daha da çok istedim. Bugün toplumda empati duygusunun zayıfladığını düşünüyorum. Siz bir şeyleri yok sayınca onlar yok olmuyor. Bunun için herkes diğer insanları anlamak ve biz de onları anlatmak zorundayız. Rabia'yı oynarken de özellikle bu yüzden keyif aldığımı söylemeliyim. Aynada baktığımda kendimi çok farklı hissettim. Çarşaf da rahat bir kıyafetmiş. Çarşaflı insanlara bakış açım hiçbir zaman olumsuz olmadı. Oturup sohbet ettiğim, çay içtiğim çarşaflı komşum da vardı. Hiçbir zaman kimseyi giyim tarzına göre yargılamadım. Kimsenin de böyle bir hakkı olduğunu düşünmüyorum."

Enstrümanları Hep Göz Önünde

Sanatçı, evinde enstrümanlarını saklamadığını, her an çalabileceği şekilde açıkta tuttuğunu söylüyor:

"Viyola da gitar da, piyanoda yan yana durur. Gözün görmediği şey unutulmaya mahkûmdur bence. Ben de enstrümanlarımı hep açıkta tutarım. Bir anda içeri girerim, aklıma bir melodi gelir, alırım çalarım. Mikrofonum açıktır, hemen söylerim. Kayıt edebilmek benim için çok hızlı bir süreç olmalı, çünkü unutmamam gerekiyor."

Okuyucu Değerlendirmesi

Bu haber hakkındaki düşüncelerinizi ve analizlerinizi paylaşın. Görüşleriniz diğer okurlara rehberlik eder.

Haber Size Ne Hissettirdi?

İçerik Analizi

Haberin kalitesini ve tarafsızlığını değerlendirin.

%0
%0
%0
%0
%0
%0

Bu haberle ilgili bir sorun mu fark ettiniz? Bildiriminiz yasal ve editoryal ekiplerimizce incelenecektir.

0 / 2000

Bildiriminiz gönderiliyor, lütfen bekleyin...